Aylık arşivler: Ekim 2014

Egitimin yasi yoktur

 Anne karninda baslayan egitim hayatimiz ölünceye kadar olan sürede devam eder.

Yeni bir seyler ögrenme dürtüsü insanin yaradilisinda vardir. Önemli olan ögrenmek degil, dogru bilgileri bellegimize yazmaktir. Günümüz egitimi insanlari kuralli yasamaya iten bir disiplin zinciridir. Okulda, evde, isyerinde üstüne itaat etmeyi ögreten sistem kisiye neden sorusunu sordurmaktan uzaktir.

Egitim insanlari bilgilendirirken kurallara uymaya da zorunlu hale getiriyor. Egitim sisteminde yapilan yanlis davranislar insanlari sorgulamaktan uzaklastirip, kuralci, her söyleneni harfiyen yapan kisiler yetismesine neden oluyor.

Yillar önce o zamanlar çok popüler bir haftalik dergi olan Nokta Istanbul’da ilginç bir deney yapmisti. Bir tiyatro sanatçisi olan Ezel Akay eline bir megafon alarak koyu renk elbiseler ve siyah pardesüler giyen ekibiyle birlikte önce güvercinleriyle ünlü Yenicamii’nin arkasindaki parka giderler. Parkta oturan gezen etrafi seyreden bir sürü insan vardi. Akay elindeki megafonla kalabaliga dogru sert bir emir verir: “Herkes ayaga kalksin!” Emri duyan Akay’i ve ekibini gören istisnasiz herkes derhal ayaga kalkar.

Sonra Eminönü Iskelesi’ne geçerler. Akay yine sert bir emirle: “Herkes yere çöksün!” diye bagirir. Gemiden inenler bilet kuyrugunda bekleyenler simitçiler isportacilar emri duyan herkes yere çöker.

Sonra Mecidiyeköy’deki stadyumun önüne giderler. Megafondan: “Herkes ellirini kaldirip duvara yaslansin!” emri duyuldu. Stadyuma girmek için kuyrukta bekleyen futbol seyircileri kokoreççiler bayrakçilar derhal emre uyarlar.

Daha sonra da ekip bir fabrikanin önüne giderler. Mesai saati baslamak üzeredir. Fabrikanin girisine bir masa koyarlar ve masanin üzerinde düzmece bir evrak yerlestirerek isçilere emiri verirler: “Herkes içeriye girerken bu kâgitlara parmak basacak!” Giren basar giren basar. Kimsenin aklina “siz kimsiniz hemsehrim? Neden bu kâgitlara parmak basiyoruz?” diye sormak gelmez.

Oysa egitim bir insanin her yönüyle bilinçlendirilmesi demektir. Yeterli egitimi almis kisiler dolandiricilarin tuzagina düsmez, yanlis yollara sapmaz ve en önemlisi bilinen gerçeklerden hareket ederek bilinmeyeni ortaya çikarmaya çalisir.  Tarihte bütün buluslar dogru bilinen yanlislari çag disi birakmistir. Örnegin dünyanin düz kabul edildigi yillarda bir bilim adami çikip, ya degilse diye düsünüp çalismasaydi dünyanin yuvarlak oldugunu ögrenemeyecektik.

Dogru bir aile egitimi alan gençler etraflarinda olup bitenleri sorgulayarak gerçege ulasirken, icat çikartma otur oturdugun yerde, sana mi kaldi tarzinda yetisen gençler etliye sütlüye karismamak adina robotlasarak dogru bilinen yanlislarla hayatlarini devam ettirirler.Günümüz toplumlarinda herkesin yaptigi dogru, bir kisim insanlarin yaptigi ise yanlis olarak nitelendirilir. Örnegin toplumda bizimle  birlikte yasayan trans bireylere toplum olarak tepki gösterirken bunu nedenini bilmeyiz. Sadece genel bir anlayistan yola çikariz. Bize travestiligin, çift cinsiyetligin yanlis oldugu ögretilmistir fakat neden insanlarin bu yolu seçtigi ögretilmemistir.

Travesti bireyleri toplumda ikinci sinif vatandas olarak kabul etmemizin nedenini bilmeden dislariz, oysa sorgulayan toplumlar, trans bireyler hakkinda bilgi sahibi olduklarinda bu olayin dogustan geldigini, degistirilemeyecegini görürler ve onlari suçlamaktan vazgeçip durumlarini anlamaya çalisirlar.  Tarih boyunca insanlarin bir seyleri düzeltme çabasi olmasaydi bilim dedigimiz olgu gelismeyecekti. Sorgulayan ve nedenini arastiran yeni nesiller yetistirmek öncelikle ailelerin görevidir. Öocuklarimiza emirler verirken onlari karsimiza oturtup nedenlerini de açiklamak gerekir.

 

 

Kadinlar Venüs erkekler marstan geldi

Kadin ve erkegin sadece dis görünüs degil ruhsal olarak da birbirlerinden farkli oldugu gerçegi kadin ve erkegin birbirini anlamamasi sonucunu dogurmaktadir.

Bir kadinin söyledigi sözler kalbinden geçenleri direkt olarak anlatmasa da hal ve hareketleri kadini  ele verir. Bir kadinin erkeginden beklentisi öyle çok anlasilmaz zor seyler degildir. Kadin her zaman kendini her kosulda koruyacak bir liman arar. Basi her sikistiginda kollarinda rahatlayabilecegi erkegi bulan kadinlarin diger kadinlara göre daha mutlu oldugu her halinden belli olur.kadinin beklentisini onu kollayip koruyan bir erkek iken, erkek her zaman kendisine muhtaç bir kadin ister.

Erkek gibi erkek olan fakat kadinina süt dökmüs aslan gibi davranan erkekler ile maçolukta sinir tanimayan kadinini anlamamakta direnen erkeler arasinda  daglar kadar fark vardir. Maço erkeler bazi durumlarda tercih edilirken, bazi durumlarda kadina itici gelir.

Sanildiginin aksine kadin cebi dolu, para hesabi yapmayan erkek degil onun özgürlüklerini kisitlamadan her an yaninda hissi veren, gönlü zengin erkek arar. Öyleyse zengin erkekler neden hep çitirlari kapiyor diyeceksiniz. Çünkü bazi kadinlarin zengin sevdigi, bazi kadinlarin güce taptigi dogrudur fakat bu iliskiler her zaman kisa sürmeye mahkumdur. Kadin dilinden anlamayan erkegin cebi bir yere kadar idare eder. Yüregi dolu erkek cebi dolu erkekten daha makbuldur.

Kadin bir erkege aramizda yas farki olmasaydi seni severdim dedigimde erkek bunu nasil anlar? Bir kisim erkek ah daha genç olsaydim derken, bir kismi da  babasi yasindaki kiza sarktigi için pisman olur. Kadinin söylemek istedigi de tam olarak budur aslinda bunu anlayan erkelerin sayisi o kadar azdir ki,

Çikma teklifinde bulundugunuz kiz size islerim çok yogun hiç vaktim yok derken, sizi begenmedigini üstü kapali bir sekilde kalp kirmadan söylemeye çalisiyor demektir. Çünkü kadinin sevdigi erkege ayiracak vakti her zaman vardir. Kadin sevdigini el üstünde tutar ve ona baglanir.

Ayni sekilde erkeklerin de karsisindaki kirmamak için kivirdigi cümleler vardir;

erkek ne söyler: “seni üzmek istemiyorum!”

anlamamiz gereken, seni asla üzmek istemesem de üzecegim ve bunun sorumlulugunu da almayacagim. seni ve iliskimizi nasil etkileyecegini düsünmeden hareket ediyorum çünkü sadece kendimi düsünüyorum. sonuçlarinin ne olacagini umursamadan su an ne elde edebilirim ona bakiyorum. seni neyin üzdügünü, neyin sana aci verdigini anlamiyorum o yüzden bu davranislarima devam edecegim.

Peki biz ne anlariz, beni üzmek istemiyor çünkü beni önemsiyor.Beni üzse de bunu istemeden yapacagi için onu affedecegim. Daha pek çok yanlis anlamadan bahsedilebilir.

Erkeklerin marstan kadinlarin venüsten geldigi dünyamizda yüzyillardir bir türlü ayni noktada birlesip anlasamayan kadin ve erkek konusu daha çok su götürür. Kadinlarin en iyi anlastigi canlilar kedilerden sonra yine kadinlardir. Hatta trans kadinlarin yani travestilerin kadinlik algilari daha fazla gelistiginden bir kadini en iyi anlayan kisilerin onlar oldugunu söyleyebiliriz. Trans bireylerin algisi neden daha geliskendir konusuna henüz cevap verecek teknoloji gelismediginden bu konu muallakta kamistir.

Öylesine düz mantiga sahiptir ki bizim erkeklerimiz öylesine kolaydirlar ki kadinlarin onlara pabucu ters giydirmeleri bu sebepten de gayet normaldir. Erkekler olani söyler kadinlar ise olmus olani, o an olani ve ne olacagini anlar. Kadinlarin anlama yeteneginin erkeklerden daha gelismis olmasini ise sadece yaradilis diye tanimlariz. Kisacasi kadinin sezgileriyle yarisamayan erkekler her zaman kadinlarin bir adim gerisinde kalmak zorundadir. Kadinlari anlama el kitaplarini girdiginiz her kitapçida rahatlikla bulabilirsiniz fakat ne kadarini tatbik edebilirsiniz o siz erkeklere kalmis.

 

Dünyada cenneti bulmak

Insanin varolus tarihinden itibaren bir yaradana inanma ihtiyaci vardir. Bu yüzden dünyaya gelen ilk insandan itibaren iyiligin ve kötülügün karsiligi bulunmaktadir.
Bu dünyada yapilan iyilik ve kötülüklerin toplaminin bizi hangi yöne sevk edecegini bilerek cennet hayali kurariz. oysa bu dünyada cenneti bulanlar zaten öbür dünya da yerlerini hazirlamaktadirlar. Insanin insani sevmesi, güzel ahlakli olmasi, bilerek ve isteyerek hiç bir canliya zarar vermemesi gibi üstün özellikler hayatimizi mutluluk ve huzur içinde geçirmemizin ilk kuralidir. Cennet ve cehennem kavrami soyut kavramlar olarak görülse de yapilan her eylemin bir karsiligi olmasi gerektigini savunanlardanim.
Aile içinde huzuru yakalamis, baskalarinin malina göz dikmeyen, aza kanaat etmeyi bilen insanlara cenneti sordugunuzda benim cennetim evimin kapisinin önünde cevabini verirler. Gerçekten de bu insanlar cenneti yasadiklari ortamda bulmayi becermislerdir.
Yaradanin insanlara bahsettigi güzel huylar sayesinde bu dünyada cenneti yasamak mümkündür. Bir insanin baska bir insani sevmesi onunla mutlu bir hayat kurmasi ve mutlulugun çocuk ile taçlandirilmasindan daha güzel ne olabilir? Hele bir de sagligimiz yerinde ise bizden daha mutlu kimse olamaz. Mutluluk kisi isterse yakalanmasi en kolay duygudur.
Mutluluga açilan yol annelerimizin dizinin dibinden geçer. cennet analarin ayaklari altindadir diyen hadis_ i serif annelerimize saygi duymamizi gerektirir. Çünkü anneler daha rahimlerine düstügümüz ilk andan itibaren bizler için pek çok fedakarlik yaparlar. Bu dünyada hiç bir insanin digerine yapamayacagi kadar güzelligi sadece bizim için yapan annelerimizin kucagi bu dünyada ki cennetimizdir. Babalarimizin kiymetini unutmak onlara haksizlik yapmak istemem baba dogruyu ve yanlisi ögrendigimiz hayat okulunun kapisidir. Babalarimiz, atalarimiz sayesinde bugünkü kimliklerimize sahip oluruz. Bizi biz yapan temel özellik 64 kusak boyunca atalarimizdan bize aktarilmis olan genlerdir.
Cebinde parasi olmadigi için dünyanin güzel yerlerini gezemeyen bir kisi cennet bu dünyada ama ben göremiyorum diye düsünebilir oysa yagmur sonrasi sokaga çikip, sadece havadaki kokuyu alsa, etraftaki agaçlara, çiçeklere, böceklere baksa cennet için o kadar uzaklara gitmesi gerekmedigini anlayacak, maalesef doyumsuz insanlar etraflarindaki güzellikleri farketmek yerine eksikliklerle dövünmeyi marifet sayarlar.
Neden daha güzel degilim, neden çok param yok, neden sevilmiyorum diye sürekli negatif düsüncelere sahip olan kisilerin bu dünyada cenneti görmek için gözleri kapalidir. Kalplerini mühürleyen bu körlük ne olursa olsun onlari öbür dünyada da cennetten uzaklastiracaktir.
Dünyaya gelis amacimizin daha zengin olmak degil, yaradanin farkina varmak olmasi gerektigini anlayan birbirini seven insanlar, bu dünyada kimseyi hor görmeden yasamanin kardeslik duygusunun önemini vurgulamaktadirlar.
Içimizde yaradilis geregi bize benzemeyen farkliliklar elbette vardir var olmaya da devam edecektir. Bazilarimiz escinsel, travesti ,bazilarimiz engelli, bazilarimiz ise akildan yoksun bir sekilde dünyaya gelsekte özünde her kesin esit oldugu gerçegi unutulmamalidir.
Güzel bir doga yürüyüsünden sonra içimize çektigimiz her nefes bize cennetin kokusunu getirecektir. Bu dünyada hurimiz esimiz, mutlulugumuz çocuklarimiz oldugu sürece cennet zaten içinde yasadigimiz yer olacaktir.