Aylık arşivler: Ekim 2015

İyi olma sanatı

Bu dünyada hastalık denen illeti yenmek için biraz çaba sarf etmemiz gerekiyor. İlla hasta olup öleceğiz diye bir kural yok. Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız. Konuşmak sırlarımızı ve dertlerimizi paylaşmak en iyi ilaçtır. Hastalıklardan uzak durmak istiyorsan; öncelikle kararlı olmalısın yani öyle acabalarla bir hayat sürmemelisin.

Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar. Güven duygusu çok önemlidir bu dünyada yanına her zaman güvendiğin insanlar olmalı. Mesela benim travesti arkadaşlarım arasında gerçekten çok güvendiğim bütün sırlarımı paylaştığım bireyler var bunlardan biri de Şişli travestilerinden Hale’dir. Sağ olsun güvenmek deyince benim aklıma ilk o gelir. Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişkide olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır. Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir. Pozitif olmayı bilmek gerekir öyle her zaman kötü düşünme bazen en kötü olaydan bile bir hayır çıkabilir tabi ben size Polyanna gibi olun demiyorum en azından birazcık iyi niyet gösterin.

Hayatı Üzgün Yaşama sakın. Sabah kalktığında kendine önce bugün çok güzel bir gün olacak demeyi bil. Güne bir fıkra okuyarak da başlayabilirsin fıkra okuduğunda attığın kahkaha sana gün boyu yetecek enerjiyi sağlayacaktır. Mizah, kahkaha, huzur, mutluluk bunların hepsi birbirinden sonra gelmektedir ve bir arada olduklarında sana uzun ömrün yolunu açarlar. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir.“ İyi mizah bizi doktorun elinden korur”. Mutlu kalın.

Bİraz da felsefe yapalım

Herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. Peki ondan güzel sözler okumaya devam etmek istemisiniz? Ben bugün yazılarımda biraz da felsefe yapmak istedim ve onun güzel sözlerinden sizlere birkaç örnek sunmak istiyorum.

Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır. Bu söz çok hoşuma gider tıpkı emeksiz aş olmaz atasözümüze benziyor kısaca gerçekten çalışmadan elde edilen şeylerin insanı onu yükseklere ulaştıramayacağından bahsediyor.

İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır. Sizin de etrafınızda pek çok boş konuşan boş atıp dolu tutan insanlar vardır. Tabi benim de haddinden fazla bu tip tanıdıklarım var hatta Ankara travestilerinden Bade bu insanlara boşa kürek salyanlar diyor. Gerçekte söylediğiniz bir sözün arkasında duramayacaksınız ya da yapacağınız şeyler söyleyeceksiniz önce düşünmeniz tartmanız ve ondan sonra söylemeniz gerekir. Ama maalesef konuşmayı marifet sayanlar sadece konuşur ve sonrasını hiç hesap etmezler.

Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir. Oysa ne yapıyor günümüzde insanlar sanki her şeyi onlar biliyormuşcasına bilgiçlik taslayıp sizi küçük düşürmeye madara etmeye çalışıyorlar. Bu insanların derdini hiç anlayamadım sanki bildiğini göstermek bu kadar önemli mi? Bir şeyi de bilme kardeşim atlama öyle her konuya biraz da susmayı ve bunu bilmiyorum demeyi öğren.

Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir. Geçen gün bir kısa film izledim. Yanımda Adana travestilerinden Aşkın vardı, bir gazeteci kadın savaş muhabiri sanırım küçük bir kızın ölüm anını kameraya kaydediyor fakat onu kurtarmak için hiçbir şey yapmıyordu oysa daha en başta o küçük kızı kurtarmak için bir şansı vardı fakat cesareti yoktu. Gazeteci kadın çektiği bu ölüm sahnesiyle ödül alırken vicdanı sürekli olarak kanıyordu. Keşke biraz cesareti olsaydı ve o küçük kızı kurtarabilseydi. Cesaret dünyada en zor bulunan bir özelliktir bazıları bu özelliğe hiç sahip olamıyor olanlar ise dünyanı kurtarmanın bir yolunu arıyor. Cesaretinizi kaybetmeyin. Bir gün bir yerde mutlaka işe yarayacaktır. Hoşcakalın.

Bir kucaklaşma lazım bize

Yaşamımızdaki sihirli dokunuşlardan biri olan sarılmak, hayatın üstesinden gelmemizi kolaylaştırırken farkında olmadığımız faydalar da sağlıyor. Sarılmak kendinize olan güveninizin artmasını sağlar! Kucaklaşma bizlere sevildiğimizi ve özel olduğumuzu hissettirir. Sarılmak hastalıkları önlüyor!

Sarılmak erkeklerin yatışmasını sağlıyor. Eğlence ve medya dünyasında çizilen maço erkek modeli dışındaki erkekler sinirli, öfkeli ya da endişeli oldukları anlarda sıcak bir kucaklaşmayla sakinleşebiliyor. Erkekler kucaklaşma sayesinde daha sevecen bir yapıya bürünüyor, sosyal bağ ve iyi ilişkiler kurabiliyor. Yapılan araştırmalarda sarılma sayesinde erkeklerin libidolarının ve seks performanslarının arttığı da gözlemlendi. Sarılırken ağzımızdan sözcükler çıkmasa da yine de iletişim kuruyoruz. Cildimiz sarılmalara ve dokunuşlara cevap vermek için iletkenliğini değiştiriyor. Biri bize sarıldığı zaman cildimizdeki zevk sensörleri cildin iletkenliğini değiştiriyor. Bu etki hem cildin nemini hem de elektriğini değiştirerek daha dengeli bir parasempatik bir sinir sistemi sağlıyor. Sarılmanın pozitif etkileri bir terapi gibi kullanılıyor. Yoğun bir kucaklaşma ve dokunuşlar tedavi edici özellikte. Sarılmak, tutmak, okşamak ve hayvanları sevmek gibi davranışların hepsi bu kategoriye giriyor. Bazı psikolojik rahatsızlıkların tedavilerine destekleyici olarak yunuslarla yüzmek gibi hayvan terapileri ve dokunma terapileri öneriliyor. Dokunmak sevmekten kaynaklanıyor insanlar sevdiklerine dokunmak ve ondan haz duymak isterler. Ben travesti iclal olarak her zaman sevginin gösterilmesi gerektiğine inanıyorum hatta İzmir ve İstanbul buluşmalarımızda travesti dostlarla neden artık sevgi göstermek acizlik diye anlaşılıyor diye sorduk birbirimize neden nefret prim yaparken sevmek bu kadar basit görülüyor? Bir kez sarılsak birbirimize bir daha bırakamayız sevgiyi yaşadıkça çoğaltabiliriz.

Madem sarılmak, kucaklaşmak sağlığımıza da iyi gelir hatta ölümcül hastalıklar bile sevgiyle son buluyor o zaman bir kucaklaşma lazım bize hadi sarılıp kucaklaşalım. En yakınınızda kim varsa ondan başlayın. İçten bir kucaklaşma ile ruhunuzun nasıl da huzur bulduğunu göreceksiniz. İster aşk için ister seks için isterse sadece masum bir sarılma yine de sarılın birbirinize dünya biz birbirimize sarıldıkça güzelleşecek.  Bir gün arkanıza baktığınızda sizi sevenleri göremediğiniz gün hayatın devam etmesinin bir anlamı kalmaz. Kimseye küs kalmayın barışın kucaklaşın. Sevin ve sevilin.Sevgiyle kalın.

 

Kendinizi sevin

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimizi nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.

Önce şu kendimizi her daim eleştirme huyumuzdan vazgeçiyoruz. Yaptığınız her güzel davranış için utanmayın aferin banan deyin korkmayın ya bencil falan değilsiniz sadece artık kendinizi sevmeyi öğreniyorsunuz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.

Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz. Ben travesti İclal olarak yaptığım hataları kabul ediyorum ama en azından hepsinin üstesinden başarıyla kalktığımı zor dönemleri tıpkı siz Ankara, İstanbul, İzmir travestileri gibi artık kendimle barışıp kendimi takdir etmeye başladığımı söyleyebilirim. Devir yerin dibine girme değil çıkma zamanıdır. Kaldırın başınızı ve ben de varım diyin. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey diyorlar inanmayın gerçek yaşam kendinizi sevmenizle başlayacak. Sevgiyle kalın.

Bir kalp iki aşk

Bir kalp aynı anda iki kişiyi birden sevmez diye düşünmeyin. Oluyor çünkü ben bizzat yaşadım. Aşk dediğiniz şeyi tek bir insanda bulmak aslında anlamsız olan şey birinde bulunduğunu diğerinde bulamıyorsan ararsın ve ararsan mutlaka o özelliği taşıyan ikinci aşkını hatta üçüncü aşkını bile bulabilirsin. Yok canım sen de aç gözlüsün doymuyorsun bir aşk neyine yetmiyor falan diye beni kınamayın. Zaten ben de bu iki aşkı aynı anda yaşama işini çok eskiden deneyimledim. Zamanı tam olarak söylersem beni tanıyan travesti arkadaşlar hemen yorum yapmaya adamı bulmaya kalkarlar o yüzden zamanı tam olarak vermeyeceğim. Diyelim ki olay deli gençlik yıllarımda geçiyor. Sevgilim var, adamı seviyorum. Kafa dengi, geziyoruz eğleniyoruz, birbirimize güveniyoruz. Ayrıca birbirimize sözümüz var “her zaman dürüst olacağız” diye. En büyük oyunumuz ne düşünüyorsun diye sormak ve hep doğru cevabı almak. Biz böyle sağlam ve uzun soluklu bir ilişki yaşarken, karşıdan çok sevdiğim bir arkadaşım beni gezmeye çağırıyor. Erkek arkadaşımın işi var gelemiyor, neyse ben giyiniyorum süsleniyorum, karşı tarafa geçiyorum. Ve arkadaşım beni birisiyle tanıştırıyor.

İşte daha o anda, daha ilk dakika da ben adama aşık oluyorum. Bildiğin aşık oluyorum. Elim ayağım titriyor, sesim gidiyor, adamın yüzüne bakamıyorum heyecandan. Neyse o gün biz sohbet ediyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz sonra ben eve dönüyorum, nasıl içim yanıyor anlatamam. Ben sevgilimi düşünmeyi, ilgilenmeyi, aramayı bırakmışım, bu yeni adamı düşünüyorum. Tabi onun bunlardan hiçbir haberi yok. Ben kendi kendime yanıp kavruluyorum. Sonra bir daha görüşmüyoruz, ben kimselere bir şey söylemiyorum ve ilişkime devam ediyorum.

İşte böyle ben bu aynı anda sevme işini bizzat yaşadım belki içinizde benim gibi zor duruma düşen kimi sevip kimi bırakacağına karar veremeyenler vardır. Kimseyi terk etmeyin bırakın kalbiniz aşka doysun. Hem ne var canım aşk kolay mı bulunuyor? Bulmuşken niye vazgeçelim. Adana travestilerinden bir bireyin bu konuda beni destekleyen yorumu olmuş teşekkür ederim. Ben aşka ve kalbime güveniyorum ya siz? Hoşcakalın.

Aşk, Özgürlük, Yalnızlık

Bir şeyin gerçek olması için, farkındalığın parçası olması gerekir, şimdinin parçası olması gerekir, meditasyonun parçası olması gerekir. O zaman sorun yoktur! O zaman çekim sorunu yoktur, korku sorunu yoktur.

Gerçek aşk, paylaşmaktır, diğerini sömürmek değildir, diğerine sahip çıkmak değildir. Sorun, sen diğerine sahip çıkmak istediğin zaman doğar: Diğeri de sana sahip çıkabilir. Ve eğer diğeri daha güçlüyse, daha çekiciyse; doğal olarak, köle durumuna sen düşersin. Eğer diğerinin sahibi olmak istiyorsan, “köle durumuna düşebilirim” diye korkarsın. Eğer diğerine sahip çıkmak istemiyorsan, diğerinin sana sahip çıkabileceğinden de korkmazsın. Aşk, asla sahip çıkmaz. Farkındayım fazla edebi bir cümle kurdum ama kafanız karışmasın kısa ve öz olarak söylemek istediğim şu; paylaşmayı bilmeliyiz. Ama iplerimizi bu uğurda kimseye kaptırmadan. Şimdi daha iyi anlaşıldı sanırım. Bazen ben de travesti İclal olarak şu entel yazarlar gibi kelimelerle oynamaya bayılıyorum ama maalesef ne zaman bu yola başvursam ortaya anlaşılması zor metinler çıkıyor.

Siz beni anladığınıza göre en azından uzun süredir benim yazdıklarımı okuyanlar bu cümlelerin içeriği hemen anlamaya başlıyorlardır. Öyleyse edebiyata devam edebilirim.

Aşk asla sahip çıkmaz va aşka asla sahip çıkılamaz. Gerçek aşk seni özgürlüğe götürür. Özgürlük en yüksek zirvedir, en yüksek değer. Ve aşk da özgürlüğe en yakın olandır; aşktan sonraki adım, özgürlüktür. Aşk, özgürlüğe karşı değildir; aşk özgürlüğe giden bir basamaktır. İşte farkındalık sana bunu gösterir; aşkın özgürlüğe götüren bir basamak olarak kullanılacağını. Eğer aşıksan, diğerini özgür bırakırsın. Ve diğerini özgür bıraktığın zaman, diğerinden özgürleşirsin de.

Aşk bağlılığa dönüştüğü anda ilişki haline gelir. Aşk taleplerde bulunduğu anda hapishaneye benzer. Özgürlüğünü elinden alır; göklerde uçamazsın, kafeslenmişsindir. Kafeslenen ya da kafesleyen etrafınızda yeterince travesti birey vardır sanırım en azından benim var. Bu yazımı da onlara adamış olayım. Aşk bir paylaşımdır, sömürü değil. Aslında aşk, hiçbir zaman çirkinlik ve güzellik kavramlarıyla düşünmez. Aşk ya vardır ya da yoktur. Aşkı anımsamak da onu göklere çıkarmak da yanlış olacaktır. Çok takılma sadece aşkı özgür yaşa. Saygılarımla.

Gidilmeyen yol

Bazı yollar temiz ve pürüzsüz, diğerleri ise kasisli ve engellerle doludur. Bu yollar bizi cesur olmaya, risk almaya ve bilinmeyeni keşfetmeye teşvik etse de, işin aslı, hangi yolu seçerseniz seçin, tıkanacağınız bir an gelecektir. Böyle durumlarda, aşağıdakileri göz önünde bulundurarak, “Şimdi ne olacak?” demekten kaçınmalı ve ne yapmanız gerektiğine hızlıca karar vermeniz gerekir.

Bir laf vardır hani bilmemek değil öğrenmemek ayıp diye işte biz de bilmediğimiz yoları en ince detaylarına kadar öğrenmeli ve bunun için gereken tüm emekleri sarf etmeliyiz. Çoğu insan, anında yanıt veremediği ya da karşılaştığı her sorunu öngöremediği için kendini hırpalayarak daha baştan tıkanıp kalır. Hiç kimse her şeyi bilemez ve hiç kimse her şeyi öngöremez. Dolayısıyla, bu konu üzerinde çok zaman harcamayın. Duraklayın ama asla durmayın. Eldeki durumu değerlendirmek, gerçek sorunun ne olduğunu ve hangi olası çözümlerden yararlanılabileceğini keşfetmek için zaman ayırın. Ama olan bitenler üzerine çok fazla kafa yormayın, hızınız kesilir. Duraklayın ama durmayın ve yapmanız gerekeni yapmaya devam edin. Herhangi bir kimse bana ‘Ne yapacağımı bilmiyorum’ derse, ona “Ne yapacağını bilseydin ne yapardın?” diye sorarım. Anlamsız bir soru gibi görünüyor ama çoğu zaman, soruma yanıt verebildiklerini görüyorum! Bazen soruna o kadar odaklanırız ki, aslında çözümü bildiğimiz gerçeğini unuturuz. Bu soruyu sormak, bizi sorunları çözmeye odaklanmaya iter.

Ne yapacağını bilenlerin sizden bir fazlası olmadığını unutmayın o sadece ne yapacağını öğrenmiş kimsedir. Şimdi travesti İclal olarak bilmediğim her konuya balıklama atlamak gini bir huyum yok ama eğer bilmiyorsam öğrenmeyi de akıl edemiyorum diye sorarım kendime öğrenmeyi öğrenmek terimi kafanızı karıştırdı değil mi? Yok yok hiç korkmayın bilmek çok değerlidir ama bilgiyi doğru yerde doğru zamanda kullanmak paha biçilmezdir. Bütün yanıtları tek başınıza bilemeyeceğinizi kabullenmek, yapılması en zor işlerden biridir. Ne var ki, tek bir kişi bütün yanıtları bilemez. Ancak sizin yanıtı bilmemeniz, hiç kimsenin de bir yanıtı olmadığı anlamına gelmez. Ben her soruya korkusuzca bildiği kadar cevap verebilen İstanbul travestilerinden bir arkadaşımı kendime örnek aldım ve az olsa da hiç ilgim olmasa da bazı konuları bilmeyi kendime adet edindim.Gidilmeyen yollarda gittiğinizde attığınız her adımda bir iz bırakırsınız. İzlerinizin çoğalması dileğiyle hoşcakalın.

Yargılamadan bir gün

Hiç kendinize bir gün, yalnızca tek bir gün boyunca hiç kimseyi yargılamama ve herkesi olduğu gibi kabul etme fırsatı verdiniz mi? Çoğumuz bunu yapmanın çok zor olduğunu düşünürüz.

Birisini yargılamadan, bırakalım koca bir günü birkaç dakika geçirmek bile pek ender rastlanan bir durumdur. Üzerinde azıcık düşünürsek, ne kadar sık kendimizi ve başkalarını yargıladığımızı fark ederek dehşete kapılırız. Yargılayıcı olmaya son vermenin olanaksız olduğunu bile düşündüğümüz olur. Oysa gerekli olan yargılayıcı olmaktan vazgeçmeye istekli olmak ve mükemmeliyetçilik anlayışından uzak durmaktır. Geçmişten kalma kötü bir alışkanlık olan başkalarını değerlendirmek ve karşı değerlendirmeyi davet etmek, en iyi koşullarda şartlı sevgiyi, kötüsünde ise korkuya yol açar.

Şimdi sizden bir şey isteyeceğim. Sadece bugün hiç kimseyi yargılamayacağım diyelim. Bakalım neler olacak. Çoğumuzda dar görüşlülük diyebileceğimiz bir kusuru vardır; insanları bir bütün olarak göremeyiz. Karşımızdaki insanını tek bir özelliğine takılır ve bu yalıtılmış özelliği de hatalı buluruz.

Buna şaşırmamalı; hepimiz yapıcı eleştiri adı altında tebdili kıyafet etmiş yanlış buluculuğu öne çıkaran okul ve ev ortamlarında yetiştirildik. En masumumuz bile başkalarında gördüğümüz yanlışları sanki biz hiç yapmıyormuşuz gibi kınarız. Mesela geçenlerde bir travesti arkadaşım İstanbul travestilerinden bir arkadaşın saçlarına yorum yaparken ay ne kötü bir kırmızıya boyatmış deyiverdi oysa daha geçen sene kendiside aynı kırmızı saçla uzun süre dolaşmıştı. Neden böyle yapıyoruz acaba en azından kendime çok sordum bizde ki bu başkalarını kınama huyu nerden geliyordu?

Başkalarını yargılamamayı ve oldukları gibi kabul etmeyi öğrendiğinizde, kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenmiş oluruz. Düşündüğümüz, söylediğimiz ya da yaptığımız her şey bir bumerang gibi bize geri döner. Yargılarımız, eleştiri, hiddet ve diğer saldırı biçimleri halini aldığında bize geri döner. Yargılamamak, korkudan kurtulmanın ve sevgiyi hissetmenin başka bir yoludur.

 

Yargıda bulunmaktan kaçındığımızda ve insanlara yalnızca sevgiyle yaklaştığımızda geriye gelen de sevgi olur. Hiç değilse bugün yargılamamak birazcık sevilmek için yeterli gelir mi sanırım hayır biz bunu her zaman yapmanın bir yolunu bulmalıyız. Hoşcakalın.