Kurban mıyız?

  İnsan kendi düşüncesinden vazgeçip başkasının düşüncelerini ve davranışlarını benimsemeye başladığında artık bir kurbandır.

İnsanlar kurban psikolojisiyle doğmazlar, ama öyle büyürler, öyle öğrenirler. Bir insan çevresi tarafından bir gücü olmadığına ikna edilir ise ve büyürken çevresinde örnek aldığı yakınları hayatın adil olmadığını ve bunda bir suçları olmadığını söyleyerek yaşıyorlarsa, bireyin de hayatını böyle şekillendirmesi kaçınılmazdır. İçindeyken fark etmesi ve kendine itiraf etmesi zor bir haldir kurban psikolojisi. Fark edene kadar içinde olduğumuzu bile bilmeyiz. Ama fark edip dışına çıkmayı başardığımızda hayatımızda büyük kapılar açar. Siz travesti bireyler yapmıyor musunuz? Başınıza gelen kötü olaylarda suçlayacak bir şeyler bulmuyor musunuz? Örneğin bir trafik kazası durumunda ya yol bozuktur ya da Belediye yeterli çalışmayı yapmadığı için başınıza bu kötü olay gelmiştir. Zaten her şey sizi bulur değil mi? ‘Kurban psikolojisi, savaş bilincidir. Onun içinde olduğumuz sürece, fark etmesek de kendimizle, çevremizle ve hatta dünyayla savaş halinde oluruz. Bir şeyleri değiştirme gücünden yoksun olduğumuz inancıyla, kendimizi güçsüz ve çaresiz hissederiz. Ve olan bitenlerle ilgili suçlayacak birilerini ararız. Bazen bununla da yetinmez, suçlu oldukları ve hak ettikleri düşüncesiyle onlara saldırmaya başlarız. Dalai Lama der ki :“Eğer her şeyin başkalarının suçu olduğuna inanırsanız, hayatta çok ıstırap çekersiniz. Ama ne zaman ki her şeyin sizden tohum verdiğini fark edersiniz, o zaman hem neşe hem barışı öğrenirsiniz. “Sorumluluk bilincine ulaşan insanlar karşısındakileri suçlamadan önce hatayı kendilerinde ararlar. Acaba ben ne yaptım da bu olay başıma geldi diye düşünürler tabi abartıya kaçmadan olur olmadık her şeyi kendinizden bilmeniz de sıkıntılı bir durum yaratır. Tıpkı Adana travestilerinden bir dostum ve İzmir travestilerinden başka bir dostumun yaptığı gibi hep verici olmaya da kalkmayın yoksa sizi ezer geçerler. Gün içinde yaşanan aksiliklerde, özellikle sizi üzen olaylarda başkalarını suçlamak hayat adil değil, herkes bana karşı düşüncesi yanlıştır.

Hayatında bir şeyleri değiştirecek gücü kendinde bulamamak. Yanlış yönlendirilmiş öfke, özellikle aile yakınları ve arkadaşlara karşı. “Beni hiç bir zaman anlamıyorlar, duymuyorlar.” cümleleri. Sizi bu yanlışı işlemeye iter daha duyarlı ve mantıklı davranmayı huy edinelim. Sevgilerimle travesti İclal.

Aramızdaki yabancı

Hepimizin yalnız kalmaya ihtiyacı var. Fakat bu neredeyse imkansız neden mi? Çünkü elimizde sürekli bizi takip eden dürten, hadi diyen bir aygıt var. Artık hiçbirimiz, iki kişiyken baş başa değiliz. En önemli, en mahrem bir konuyu konuşurken bile elimizde telefon, her an gelen sinyal sesleri… Uzun bir cümleyi tamamlamamız bile imkansız hale geldi. Sevgilinle baş başa özel bir gün kutladın ama aslında baş başa değildiniz çünkü senin gözün sürekli olarak telefonuna gelen bildirimlerde takılıydı. Sürekli İstanbul travestilerinden A.. sevgilisiyle hangi mekanda ne yapıyor onu takip ediyordun. Oysa senin de çok özel bir anındı ve sevdiğin adamın söylediği pek çok güzel sözü gözün telefonda olduğundan duymadın. Haksız mıyım? Hepimiz böyle yapmıyor muyuz? Aramıza cep telefonları girmedi mi? Toplantı yaparken, önemli bir iş konuşurken, özel hayatımızla ilgili bir şey paylaşırken hatta kavga ederken bile yanımızda birileri var. Telefon öyle bir hale gelmiş ki, şarjı bittiği zaman insanlar paniğe kapılıyor, ilacını evde unutmuş biri gibi elleri titriyor. Bu nedenle artık lokantalarda bile masaya şarj cihazı getiriliyor. 1-2 mesaj atan, yanıt alamazsa, ‘Neredesin, sana ulaşamıyorum, merak ettim’ diye strese giriyor. Hiç kimseyle konuşmasak bile, alakasız insanların paylaştığı resimleri, bilgileri, haberleri inceliyoruz. Telefon yanında değilse kişiliğin bile zor duruma giriyormuş gibi davranıyorsun. Şimdi bu yazdıklarımdan ötürü kızan travesti bireyler varsa onlara önce kendilerini sorgulamalarını sonra bana saldırmalarını öneriyorum. Hadi yarın telefonunu evde bırakıp dışarı çık bakalım ne hissedeceksin. Bu telefonlar icat olmadan haberleşmiyor muyduk anlamadım. Sanki dünyaya gelirken yanımızda cep telefonlarımız vardı. Instagram’ı inceliyor, WhatsApp mesajlarına bakıyor. Tam bir şey konuşurken yarım bırakıp facebook mesajlarına göz atıyoruz. Sadece bizim ülkemizde değil dünyanın her yerinde durum aynı. Özellikle gençler çıldırmış durumda banklarda kalabalık gruplar halinde oturup tek kelime konuşmadan birlikte vakit geçirmeye çalışıyorlar. Oysa tren çoktan kaçmış hepimiz asosyal bireyler olmuşuz. Trafikte araba kullanırken bile mesaj yazan bir milletiz. Hani o anda internete girmesek trilyonlar kaybedecek bir borsacı olsak anlayacağım. Biraz kendimize vakit ayıralım bırakalım o telefonları elimizden yoksa çok geç olacak. Sevgilerimle travesti İclal.

Kozmetik dünyası

Moda ve kozmetik dünyası hızla değişiyor. Zamana ayak uydurmak için sürekli moda dergilerini ya da sokakları takip etmek zorundayız.

Kadınların dünyasında ise sürekli estetik yenilikler ortaya çıkıyor. ? Gelecek yıl hangi yöntemler in hangileri out olacak? Biz kadınlar güzelleşmek isterken hangi yöntemleri tercih etmeliyiz? Soruların ardı arkası gelmiyor. Son birkaç yıldır, botoks uygulamasından sonra en sık duyduğumuz ikinci uygulama kök hücre uygulaması oldu. Hepimiz belki okuduklarımızdan, belki gördüklerimizden yola çıkarak bu yeni yöntem hakkında az ya da çok bilgi edindik. Özellikle travesti bireylerin takip ettiği estetik uygulamalarda son yenilikler için yazımı okumaya devam etmelisiniz. Estetikteki en önemli gelişmelerden biri kök hücre uygulamaları olup, günümüzde estetik cerrahide kök hücre içeren yağ enjeksiyonları hem yüze hacim kazandırarak yüz germe ameliyatlarında hem de meme büyütme ameliyatlarında yağ ile meme büyütmede ön plana geçecek. Bunların dışında özellikle yağ ve kemik iliği kaynaklı kök hücre uygulamaları ile cilt yenilenmesinin sağlanması daha fazla tercih edilmeye başlanacak. Yalnız şunu hatırlatmakta fayda var ki günümüzde kök hücre olarak tanıtılan PRP ve Fibrocell ya da Gençlik Aşısı uygulamalarının kök hücre ile hiçbir ilişkisi yok. Sakın yanlış bir uygulama yaptırarak sağlığınızı tehlikeye attırmayın. Kendi vücudunuzdan alınan kök hücreler ne kadar genç yaşta alınırsa o hücreler o kadar genç olacağı için onarım yetenekleri de o kadar iyi oluyor. Bu konuda çok yakın zamanda kök hücre bankalarının çoğalacağı kanısındayım. Hatta şimdiden kök hücre saklatan Antalya, Alanya, Balıkesir ve İstanbul travestilerinden tanıdıklarım var. Belki siz de bu yola başvurmayı düşünebilirsiniz. İnsanı nelerin beklediği belli olmaz. Kişiye özel antiaging ön planda Genetikte gelinen son nokta itibarıyla insanların gelecekte ne tür hastalıklarla karşılaşabileceğinin önceden bilinmesi imkanı verilmesi hem hastalıkların oluşmasını engellemek açısından önemli fayda sağlıyor hem de buna paralel olarak yaşamın uzaması antiaging’i daha önemli bir noktaya taşıyor. Dolayısıyla, hastaların genetik tanı ile sağlık alanında geleceğinin bilinebilmesi ve ona göre planlanması, kişiye özel tıp alanını geliştirirken yaşlanmanın önlenmesi ya da geciktirilmesi yönündeki tedavileri ön plana çıkarıyor. Güzel günler ve bir ömür geçirmenizi dilerim travesti iclal.

Polisiye romandan fırladık

Sokaklar uzun paltolu ve şapkalı insanlarla dolmaya başladı. Anladığım kadarıyla bu yılın trendi özel dedektif olmak. Bizim ülkemizde olmamasına rağmen hemen hemen hepimiz Amerikan filmlerinde bu şekilde giyinen özel dedektifleri seyretmiş kıyafetlerine hayretle bakmışızdır. Milano bu modayla haşir neşir olmuşken ben Ülkemizde bu modanın tutmayacağını düşünüyordum ama yanılmışım bakınsanıza bizim travesti kızlar bile almış birer uzun palto ve ona uygun şapka. Gerçi biz kadınlar dedektiflik oynamaya bayılırız bakınsanıza etrafınıza sevgilisini takip edenler, telefonunu gizlice karıştıranlar hepsi birer dedektif adayı. Ben de birazcık meraklıyım sanki araştırmadan duramıyorum ama bazı kadınların araştırma kabiliyetlerini, bulduklarını, sonuçlarını gördükçe ürküyorum. Bizi bu hale erkek milleti getirdi, yoksa biz böyle değildik. Şüphe, kuşku ve söylediğiniz yalanların çarşaf çarşaf sosyal medyada afişe edilmesi ihtimalini düşünmediğiniz için, bunu gören kadın ne yapsın gözümle görüp, kulağımla duymadan inanmam felsefesi ile kendini aştı. Çok şükür bugün ‘gel ofis açalım’ desem elimi sallasam ellisi diyebileceğim potansiyel dedektif adayı var. Ama ben Istanbul travestilerinin eline bu konuda su dökecek kimseyi tanımıyorum. Evet Ankara, İzmir’de kendini geliştiriyor ama dediğim gibi birinci sıra her zaman İstanbul travestilerinin oluyor. Uzun paltolar, fötr şapka ve deri eldiven bu kış gardırobunuza girmesi gereken hatta var olanların sık sık kullanacağı parçalar olacak. Oversize dediğimiz geniş kalıplar, dar kesim klasik modeller ve kruvaze modeli çift düğmeli fit kesim paltoların renk renk her vitrinde göreceksiniz. Önümüzdeki birkaç kış sezonu da yerini koruyacağı için rahatlıkla farklı renklerini ve modellerini tercih edebilirsiniz. Bu kış biraz daha klasiğin dışına çıkıp siyah, gri, bej kabanların yerini rengarenk kabanlar alıyor. Bu renkten kaban olmaz dediğiniz renkler görüyoruz vitrinlerde ama kış aylarında simsiyah giyinsek bile renkli bir kaban ve aksesuarlar ile tüm havamızı değiştirebiliyoruz.  Bence siyah, taba, kahverengi, bordo ve koyu yeşil en ideal ve kullanışlı olan renkler. Şapka modası için uzun paltoya ihtiyacınız yok, kısa deri ceketler, blazer ceketler ve sadece kazaklar ile de kombin yapabilirsiniz. Söylemeden geçemeyeceğim benim tercihim bu sene siyah deri eldivenlerden yana, onları her şeyle kombin yapmaya bayılıyorum. Eldivensiz çıkmam ağabey sevgilerimle travesti iclal.

Kabuğuna çekil

Her insanın kendini güvende hissetmediği ve kabuğuna çekilerek kendini daha güvende hissetmeyi arzuladığı zamanlar vardır. Kendi güvenlik çemberini oluşturarak tehlikeyi savuşturmak için zaman kazanmaya çalışır insanlar. Bu bana sürekli tehlike anında kabuğuna çekilen bir hayvan olan kaplumbağayı hatırlatır. Çok sert ve de kemiksi bir kabuğun içinde yaşayan, ağır yürüyüşlü bir sürüngendir kaplumbağa. Oldukça sağlam bir kabuğa sahiptir. Kabuk, onun kendini güvende hissetmesini sağlayan en önemli uzvudur. Ama hayatımızı bir kaplumbağa gibi sürdürmemiz imkansızdır. Mutlaka dış dünyaya başımızı çıkarmak zorundayız. Kabuğuna çekilmek, yeri geldiği zaman yeterli dozda gerçekleştirilmesi gereken bir durumdur fakat dozunu aşan durumlar kişiliği tehdit eden bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle kişinin ne zaman, ne için ve de ne düzeyde geri çekilmesi gerektiğini bilmesi o kişinin kendisi için fark etmesi gereken önemli bilgilerdendir. Başına kötü bir olay geldiğinde kabuğuna çekilmek biraz yalnız kalmak isteyebilirsin. Ama dediğim gibi bu durumu fazla abartmamak gerekir. Kabuğuna çekilerek dünyadan kendini soyutlamak bir tercihtir ama sonucuna katlanılması gereken bir tercihtir. Şimdi sen hayat senin planladığın gibi gitmiyor diye evine mi kapanacaksın yani o güzel travesti bireylerle görüşmeyi mi keseceksin yok canım o kadar da kaplumbağa olduğunu sanmıyorum. Eminim aslında istediğin de bu değil zaten sosyal ve aranan bir insan olmak için can atıyorsun ne olmuş kalbin biraz kırılmışsa hadi sen güçlüsün. Antalya, Bursa, Sakarya travestileri, Diyarbakır travestileri yanlış mıyım? Siz de gerçekten acıyı içine gömüp yeni bir deftere sil baştan başlayacak cesaret var. Sadece biraz zamana ihtiyaç duyuyorsunuz o kadar. Bu bir tercih ya da mecburiyet değil ne zaman ne kadar kabuğa çekilmen gerektiğine sen karar vereceksin ama dediğim gibi sakın dozunu kaçırma yoksa bir gün kendine ben ne zaman böyle bir insan oldum demek zorunda kalırsın. Etrafında neler olup bittiği sadece bir süreliğine umurunda olmasın sonrasında bize katılmana ve bizimle olmana ihtiyacımız var tıpkı senin bize ihtiyacın olduğu gibi. Pencerenden baktığında gördüklerine sen karar ver. Sevgilerimle travesti iclal.

İzin verme

İnsanlar hep kan kaybından ölmezmiş, bazen de can kaybından ölür insan. Seksen yaşına geldiğini zannettiğin kişi yirmisinde ölmüştür de bedeni gezer bu dünyada oysa sen onun yaşadığını varsayarsın. Ruhun kanadığında kan damarlarından değil, gözyaşlarından yağmur olur akar bırak silme gözyaşını yaraya tuz basma.

Sen kendine yaparsın en büyük kötülüğü yoksa sen istemedikçe başkaları senin kılına bile dokunamaz. Hiçbir insan size kendinizi kötü hissettiremez siz izin vermedikçe. Siz onun söylediklerinde bir gerçeklik payı bulmadıkça. Sizin zaten kendinizi kötü hissettiren bir yanınız vardır ve o sadece size bu yanınızı gösterir. O halde imzalama izin belgesini kendin için eziyet etmeyi bırak artık. İçini acıtan ne varsa senden çıkmıştır yoksa suçluyu dışarıda aramaya kalkmazdın. Sen kendini küçük gördükçe, beğenmedikçe zayıf yönlerini ortaya çıkarma çabası içine girdikçe senin yaralarını kaşımak için sırada bekleyenler olacaktır. Hiç kimse sizi üzemez, sizi kıramaz, sizi aşağılayamaz, sizi ucuz hissettiremez. Her ne ise o siz zaten hissediyorsunuzdur ve o sadece o hissinizi tetikleyen olabilir siz izin verdiğiniz için. Aynaya doğru bir seyahat yapın şimdi olduğunuz yerde. Tam karşısına geçin ve tam da gözlerinizin içine bakın. Ve sorun o karşınızda tüm muazzamlığıyla duran aynadaki görüntüye… Sorun ona, neden izin vermişsiniz bu düşüşe? Neden korkmuşsunuz, neden çekinmiş, neden eksiltmeyi seçmişsiniz o gücü ve neden yaşamasına izin vermişsiniz o kötü dediğiniz tüm deneyimleri. Karşınızda duran tek yalan söylemeyecek kişi size. Aynada gördüğünüz gerçek size sizin bile bilmediğiniz sırlarınızı fısıldarken, arada kendine güven beni artık örseleme diye bağırıyor. Bırak varsa bir eksin onlar bulsun seni suçlamak için, sen onlara ön ayak olma. Kendini dev aynasında görme tabi ama kendinle yüzleşecek kadar da cesur ol. Ben bunları sadece senin için değil bu yazıyı okuyan tüm travesti bireyler için yazıyorum. Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa diye de ayırmıyorum varsa içinizde kendine eziyet eden zaten onlar kendilerini hemen anlayacaklardır. Değerli olmasaydın bir kere dünyaya insan olarak gelmezdin. İnsansan sen yaratılmışların en mükemmelisin. Yaradanın özendiğine sen ne hakla kusur buluyorsun. Sevgilerimle travesti  İclal.

Zerdaçal

Doğu Hindistan’da 2000 yıldan bu yana kullanılmakta olan son zamanlarda batılı tıp bilim adamları tarafından da onaylanmış bir mucize var. Üstelik bizim ülkemizde bolca bulunuyor ve kanserin kesin çaresi o bitkide yer alıyor. Birçok doktor tarafından onaylanan üçlü bir karışım kanseri yüzde yüz yeniyor sıkı durun tarif bende Ege’nin altını zeytinyağı, zerdaçal ve karabiber ama karabiber toz değil çekilmiş olacak. Bu karışımın en önemlisi ise tabiî ki zerdaçal bitkisidir.

Zerdeçalın faydaları saymakla bitmez. Zerdeçal, vücutta enfeksiyonu ve iltihaplanmayı önleyen çok kuvvetli bir maddedir. Zerdeçalın, kolon, prostat, beyin ve göğüs kanseri başta olmak üzere birçok kanser türünü önlediği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Fareler ile yapılan deneylerde, kanserojen maddeler enjekte edilen farelere aynı zamanda zerdeçal verilmesi durumunda birçok kanser hastalığının tamamen önlendiği ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalara göre, karabiber, zerdeçalın etkisini yüzde iki yüz oranında arttırmaktadır. Maalesef kanser çağımızın en belalı hastalığı haline geldi. Küçücük çocuklar bile bu illet yüzünden hayatını kaybediyor. Oysa bilgi bazen hastalıklar için gerekenin ilaçlar değil doğa olduğunu söylüyor. Ben travesti iclal olarak kedilere baktığımda hastalandıklarında gidip ot yiyerek iyileştiklerine tanık oldum. Kedide olan bu içgüdü biz insanlarda da var ve biz de sadece doğada bulunan bitkilerle her hastalığı tedavi edebiliriz. Dediğim gibi Ege bölgesi bu konuda bir cennet İzmir, Aydın, Manisa, Muğla travestileri çok şanslı bu cennet gibi yerlerde yaşıyorlar ve neredeyse yılın sekiz ayı istedikleri otları bulabiliyorlar. Kanseri önleyen karışımı burada sizlere iletiyorum lütfen not alın.

Çeyrek çay kaşığı zerdeçal, yarım çay kaşığı zeytinyağı, çeyrek çay kaşığından az taze çekilmiş karabiber. Bu üç maddeyi bir fincanda karıştırın. Karışımı sade ya da salatalarınıza, çorbalarınıza, yemeklerinize katarak tüketebilirsiniz. Eğer, pişmiş yemeğe koyacaksanız, yemeğin sonuna ekleyin. Bu karışımı günde en az üç kez tüketmelisiniz. Bu karışım kanseri önlediği gibi,  kötü huylu kanser hücrelerini de yok ediyor. Unutmayın doğa doğal bir ecza deposu dünyada her şey biz insanların iyiliği için yerden bitiyor onların değerini ve kıymetini bilenlerden olalım. Sağlıkla kalın travesti iclal.

Bilinçaltı

Bilinçaltı kontrol edilebilir devasa bir kütüphanedir, bilinçaltını kontrol edemeyen, onun kölesi olmaya mahkumdur. Alışkanlıklarımızın, otomatik karar eğilimlerimizin, bir diğer deyişle kişilik çerçevemizin temel dayanağı bilinçaltımızdır. Bilinçaltı doğası gereği, değişime direnç gösterme ile yükümlü, ana rahminden günümüze ona verdiğiniz veya vermeye çalıştığınız olumlu ve olumsuz mesajların kombinasyonundan oluşan, kendinize ve dünyaya baktığınızda birer lens fonksiyonunu gören, size anlam kazandırmanızı sağlayan, devasa bir kütüphanedir. Bizler bilinçaltımızın kölesi durumundayız. Onun inançları doğrultusunda karar verir, hareket ederiz. Bu gerçeğin farkına varan insan sayısı maalesef çok azdır, zira bilinçaltının emirlerini, kendi özgür iradeleri zannetme yanılgısına kapılma eğilimi tercih edilesi daha kolay bir yaşam yöntemidir. Fakat daha fazla mutluluğu ve başarıyı getiren bir yöntem değildir. Kalıcı değişimlerin sağlanmasının tek yolu, bilinçaltındaki söylem kalıplarının, hayallerin, öz inançların, hedef doğrultusunda değiştirilmesi veya alternatif pozitif inançların ağırlık kazanmasını bilinçaltı seviyesinde sağlamaktır. Bir diğer deyişle, bilinçaltının dilinden konuşmak, bireysel gelişim ve değişimin anahtarıdır. Mesela alışkanlıklarımızı tamamen bilinçaltımız yönetir. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmeye çalışma bir nevi bilinçaltında oluşmuş emirlere karşı koymaktır. İrademiz bilinçaltından zayıf olduğu için sadece irade ile kötü alışkanlıklarımızdan kurtulamayız. O kadar uğraşmasına ve azmetmesine rağmen sigara alışkanlığından kurtulamayan travesti bireylere önerim önce bilinçaltında bırakmaya hedeflenmeleridir. Yoksa ben niye başaramıyorum sorusunu kendinize defalarca sormak zorunda kalırsınız. En basitinden her türlü alışkanlık değişikliği için bilinçaltında kalıplaşmış söylem kalıplarının da değişmesi, bir diğer deyişle bilinçaltının onayı ve işbirliği gerekmektedir. Söz konusu işlem sağlanmadığı sürece, bilincin yeni bir değişiklik yapma çabası, bilinçaltının inançları ile çelişerek, hüsrana uğramaya devam edeceğiz ya da Antalya travestilerinden bir bireyin yaptığı gibi bilinçaltımızı yönlendirmeye inançlarımızdan başlayacağız.

Bilinçaltı ile irade çatıştığı zaman, iradenin yenilgisi kaçınılmazdır. Diyetlerin çoğu orta ve uzun vadede hüsranla sonuçlanır; Sigarayı bırakma girişimleri genelde başarısızlıkla sonuçlanır. Çünkü insanlar değişimleri sadece iradeleri ile sağlamaya çalışırlar. İradelerinin meşrulaştırdığı kararları büyük bir heves, kararlılık ve motivasyonla uygulamaya çalışırlar, fakat bilinçaltlarında yatan ters inancın ve hayallerin ötesine geçemezler. Değişimler bu durumda kısa vadeli olmaya mahkum kalırlar. İradenize kızmayı bırakın ve travesti İclal gibi bilinçaltında değişiklik yapmaya başlayın. Sağlıklı günler dilerim.

Bencil ruhlar

İnsanın yalnız çıkarlarını düşünerek maddi ve manevi kazançlar sağlamaya çalışması bencillik olarak tanımlanabilir. İnsanız sonuçta ve nefsimize hakim olamadığımız bencil, egoist davrandığımız anlar oluyor. Günlük yaşamda bile, kullanılan birçok kelimeden bunların yaşamlarımızı nasıl çepeçevre sardığını, “Ben..” lerin içinde nasıl da kaybolup gittiğimizi görebiliriz. Yeter ki kendimize bakmasını ve görmesini bilelim.“ Ben enayi miyim ki bunca şeyi katlanıyorum? Sabah akşam çalış dur. Hep ver, hep ver ama bize veren yok.” demişizdir bütün travesti bireyler değil mi?z. Ya da uğrunda çok fedakârlık yaptığı bir arkadaşı tarafından terk edilen birisi; “ Bunu bana nasıl yapar? Ben ona her şeyimi vermiştim.” diye şikayet edebilir. Ama hep bir şeyler almak için mi veririz? İşimizde ya da sevgi yaşamımızda hep bir karşılık mı beklememiz gerekir? Sürekli bize mi verilmesini bekliyoruz? Bize verilecek, biz de sadece alacağız? Bu bir ticaretten başka bir şey değildir. Halil Cibran’ın belirttiği gibi “

Sarnıcınız su ile dolu olduğu halde susuzluktan korkmak, en tatmin edilmez susuzluk değil mi?

Dedim ya bencillik insani bir duygu hayvanlarda bitkilerde bencillik olmaz gülün bahar geldiğinde bencil davranıp açmaması düşünülemez bile ama söz konusu insansa ben her şeyi beklerim. Ruhumuz bencillik dolmuş hep ben demekle neyi kast ediyoruz onu bile bilmeden bencil davranıyoruz. Bencilliği bir hastalık olarak niteleyen İstanbul Avcılar travestileri de bu konuda benden farklı düşünmüyorlar. Sanki vermeden aldıkça kesemizi dolduruyoruz oysa doldurduğumuz şey nefsimiz, hırsımız kötülükler ve günahlardan başka bir şey değil. Bizler sadece kendimize karşı mı sorumlu olduğumuzu sanıyoruz? Oysa, insanların birbirleriyle kaynaştığı koskoca bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla her birimiz hepimize karşı sorumluyuz. Her birimiz aynı okulu paylaşan öğrencileriz. Hiç kimse diğerinden pek farklı değil. Aramızdaki ayrılıkları yaratan; “Benim anlayışım, benim görüşüm” şeklindeki bireyselliğimiz yani bencilliğimiz, sadece kendimizi düşünmemizden doğan davranışlarımızdır. Verici olmayı bilemeyişimizden kaynaklanan davranışlarımız bizi kötü insanlar olmaya sürüklerken sadece seyretmeyi seçiyoruz. Veren elin alan elden üstün olduğunu bildiğimiz halde içimizden bir ses bize vermek konusunda uyarıyor. Aslında sanırım kandırılmaktan, aldatılmaktan korkuyoruz. Boş verin bu düşünceleri ya ne de olsa en fazla saf derler ama ya verdikçe büyüyen gönül zenginliği her şeye değmez mi? Saygılarımla travesti İclal.

Harnup

Onlarca yıldır hayatımıza giren akciğerlerimizi zehirlediğimiz sigara, içiyoruz ya da içmek istemediğimiz halde bir türlü onda kurtulamıyoruz. Alışmışız bir kere, bırakamıyoruz. Sevdiklerimiz içiyor, yanından kalkamıyoruz. Yolda yürüyoruz, pöööff bir aracın egzozundan bir duman boşalıveriyor. Alışveriş merkezleri ya da işyerlerinde temiz hava bulmak zor, hele camları yoksa. O hava kaç kere solunmuş kimbilir… Sinemalar da öyle. Liste uzadıkça uzar. Oysa bunun geri dönüş yolu var fakat bu ürün neredeyse hayatımızdan çıktı. Pek çoğumuz adını bile duymadık harnubun yani daha yaygın adıyla keçiboynuzu.

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Tabi sigara içenlerin ciğerlerinin temizlenmesi de bu bitkinin yarattığı harika bir sonuçtur. Uzun yıllar sigara kullanmış olan travesti dostlarıma keçiboynuzu tüketmelerini öneriyorum. Üstelik işe yaradığını da gözümle gördüm. Mesela Ankara travestilerinden bir dostum yaklaşık otuz yıl sigara içtikten sonra bıraktı ve akciğerlerini temizlemek için harnup çayı içmeye başladı. Bir süre sonra ciğerlerinde dumandan eser kalmamıştı. Keçiboynuzu çayının tarifini sizler için kendisinden istedim sağ olsun beni kırmadı. Önce 500 ml suyu kaynatın. 7-8 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırın ve kaynamakta olan suya atın. Hafif ateşte 5-6 dakika kadar kapağı kapalı olarak kaynatın. 15 dakika dinlendirin. Daha sonra keçiboynuzlarını sudan çıkarın. (Bu parçaları istenirseniz yiyebilirsiniz). Çayınız hazır. Kortizon tedavisinden başka çare bulamayan, alerjik nefes darlığı çeken ve yılın belli mevsimlerinde öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatan birçok insanın, Keçiboynuzunu kullanmaya başladıktan daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıkları gözlemlenmektedir. Keçiboynuzu çayınızı size uygun olan şekilde 2’ye ya da 3’e bölerek sabah-akşam veya sabah-öğlen-akşam yemeklerinden önce içebilirsiniz. Akciğerleriniz, temizleme ihtiyacı hissettiğinizde veya soğuk algınlığı ya da grip gibi bir nedenle akciğerlerinizde herhangi bir rahatsızlık olan bir dönemde çayınızı en az bir hafta boyunca içmenizde fayda var. Afiyet olsun. Tüm travesti dostlara şifa olsun. Saygılarımla travesti İclal.