Etiket arşivi: Ankara travestileri

Veren el ol

ver

Bu dünya kimseye kalmıyor sonunda hepimiz kazandığımız her şeyi geride bırakıp ölüp gideceğiz. Önemli olan gittiğimiz yer için çalışmak bunun yolu da açık elli olmaktan geçiyor. Yani vermesini bilmeliyiz. Vermek bizi insan yapan en önemli unsurlardan biridir. Vermenin almaktan üstün olduğunu birçok insan bilmesine rağmen, vermek hep zor gelmiştir insana. Fazla değer verip, bağlanmışız elimizin altındakilere. Hiç kaybetmeyecek gibi aşırı sahiplenme tutkusu, esir almış sanki tüm benliğimizi. Oysa bize verilen her şeyi, asıl sahibinin isteğine uygun tasarruf etmeliydik. Hangi endişe ve ince hesaplar, bizlere bunu yaptırmaktan alıkoymakta acaba. Oysa Allah için verdiğinden dolayı malı eksilen veya fakirleşen tek bir insan olmamıştır bu güne kadar. Veren el, alan elden daima üstündür toplum nezdinde. Vermenin neden üstün olduğunu ve verenlerin nelerle müjdelendiğini anlayabilseydik ve sahip olduklarımızdan bize ait olanların sımsıkı tuttuklarımız değil, Allah için verdiklerimiz olduğunu bilecektik.   Şu husus özellikle iyi anlaşılmalıdır ki, veren el olmak birilerinin sürekli vermesi, bir takım insanlarında hiç çalışmadan kendilerine verilmesini beklemesi anlamına gelmemelidir. Bireyler çevresine yük olmamak için daima üretici, çalışkan,  ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede olmalı ve bunun sonucu olarak da veren el konumuna gelmeyi hedeflemelidir. Nitekim kişinin çalışmasına rağmen başkasına muhtaç olması, hiçbir şey yapmayıp, başkalarının yardımını isteme zilletine düşmesinden daha hayırlıdır. Ben daima etrafımdan başlarım gözlemlemeye kimin ne ihtiyacı var diye bakarım eminim sizler de öyle yapıyorsunuz. Dünya malını artırıp saklayacağız da ne olacak diyor Ankara travestilerinden bir dostum be bildiğim kadarıyla iki genci okutuyor. Kazandığı para çok değil belki ama birilerine vesile olması hiçbir parayla ölçülemez. Hiç bir ey yapamayan travesti bireyler için ise sokak hayvanlarına bakmalarını öneriyorum nihayetinde onlar da bir can ve sadece bizim yemediğimiz artıklarla onları doyurmamız mümkün olacaktır. Maddiyatın vermek ile hiç ilgisi yok. İstedikten sonra en fakirimiz bile bir canlıya umut olabiliriz. Sadece sevmek başını okşamak bile yetecektir. Sevgi dediğiniz bedava parayla alınmaz ama sadece gönülden verilebilir gönlü geniş dostlarım bunu siz zaten çok iyi biliyorsunuz. Hayır işleyenlerden olmanız dileğiyle sevgiyle kalın İclal.

 

 

 

 

Enerjini kaybetme

enerji

Enerji bitmeyen piller gibi değildir bazen taşar bazen yorar bazen ise gelmek için sizi günlerce bekletir. Kaybolan enerjinizi yeniden elde etmenin basit bir takım yolları vardır. Öyle ya da böyle hepimizin çok istediği şeyler var. Hepimiz zenginlik veya başarı istiyoruz. Her ikisi olursa daha iyi olur tabii. Ama hırsımız enerjimizi bloke eder. Bizi bir girdabın içine sokar. Adına negatiflik diyebileceğimiz bir enerji girdabına gireriz ve çoğunlukla çıkamayız. İşte bundan kurtulmanın en kolay yolu hırslarımızı bırakmamızdır. Arzularımızı ve isteklerimizi saplantı haline getirmemeli ve olan şeyleri kabul etmeliyiz. Çevre çok değişik bir faktördür. Sizi teşvik eden insanlar olacağı gibi enerjinizi bloke eden negatif insanlarda olacaktır. Onları takmamaya çalışın. Bu aileniz veya iş arkadaşlarınızdan biri olsa bile. Onu göz ardı ettiğinizde artık sizinle çok fazla uğraşmayacaktır. Bizi bloke eden en önemli nedenlerden biri doğru alışkanlıklar elde edememiş olmamızdır. Yoga, spor, yürüyüş, meditasyon ve dua bize çok iyi gelen şeylerdir. Genellikle hiç biri hayatımızda yoktur. Olumlama yapabilir ve dua edebilirsiniz. Çok hızlı bir şekilde enerjinizin blokesinin kalktığını göreceksiniz. Bizi biz yapan insanlarla bizi bizden çıkaran insanların ayrımını doğru yapabilirsek hayata bakış açımız bile değişir. Yeniden dünyaya gelmenize gerek yok kendimize gelelim yeter. Enerji gerçek bir olgudur ve tüm bedeni sarar. Enerjinizi bloke eden sadece manevi olaylar değildir. Maddi olarak vücudunuz içindeki enerji noktaları bloke olmuştur. Bu noktaları bilmenize gerek yok sadece tüm bedeninizde pek çok çakra noktası olduğunu bilin. Tüm bedeninizin bir ışık olduğunu hayal edin ve bedeninizin tüm enerji noktalarından çıktığını düşünün. Bedeniniz enerji ile aydınlanıyor. O halde insan bir enerji olduğuna göre enerjimiz olmadan oturduğumuz koltuktan bile kalkamıyorsak yapmamız gereken bu enerjiyi açığa çıkarmaktır. Geçen yıl can dostum Ayda ( Ankara travestileri ) bir meditasyon derneğine üye olmuş onun tavsiyesine üzerine ben de birkaç seans katıldım. İşin doğrusunu söylemem gerekirse başlarda bana biraz saçma işler gibi gelse de sonrasında o meditasyonun faydasını çok gördüm. Şimdi ne zaman enerjim düşse orada öğrendiklerimi uygulamaya koyuluyorum. Enerjiniz ve ışığınız hiç sönmesin sevgiler İclal.

 

Mekanlara kalıcı temizlik

mekanb

Yaşadığınız mekanlar kim bilir ne acılar yaşadı eskidi, kirlendi ama habersiz o acıların üstünde yaşamaya devam ediyoruz. Hayatımızda sürekli aksi giden işlerimiz oluyor ama hiç bağlamıyoruz yaşadığımız mekanlardaki kirliliğe biten bir ilişkinin ardından hiç aklınıza geldi mi yaşadığınız yeri temizlemek. Öyle normal bir oda temizliğinden bahsetmiyorum ben ruhunu temizlemekten bahsediyorum. Odaların mekanların ruhu olur mu demeyin olmaz mı? Aileden biri vefat ettiğinde mutlaka bir enerjisel mekan temizliği yapın. Mekan temizliği için yapılması gerekenlerden yazmak istiyorum bugün sizlere. Ben de bu tekniği Ankara travestilerinden Bade’den öğrendim inanın önce işe yarayacağına inanmadığım için şimdi kendimden utanıyorum çünkü gerçekten işe yarıyor.Benim sevdiğim beş element tekniğini uygulamak için sırasıyla şunları yapın. Havaya enerji verici ve doğal aromatik yağlardan oluşan özel karışımlar hazırlayarak sıkın.

Arındırıcı etki için:  Greyfurt, Biberiye ve Çay ağacı

Enerji vermek için:  Lavanta, Sardunya ve Bergamut

Canlandırmak için:  Adaçayı, Lavanta ve Nane

Sakinleştirmek için:  Lavanta, Papatya, Portakal ve Sandal ağacı karışımlarını su dolu bir kaba karıştırıp havaya sıkın. Biraz ses yaratın. Ses enerjiyi canlandırır, özellikle köşelerdeki ölü enerjiyi sarsmak için iyidir. Bir enstrüman seçin ve evin içinde köşelerden geçerek bir tur atın. Adaçayının dumanı negatif enerjiyi emer. Uzun bir adaçayı demeti yakıp dumanı tüm odalardan geçirin. Adaçayı bulamıyor ya da bunu yapamıyorsanız tüm odalarda mum yakın. Odalara üstü açık kaplarda çörekotu bırakın. Çörekotu toprak enerjisi getirir ve kalan son negatif enerjiyi alır. Bir enerjisel mekan temizliği ziliyle metal sesi yaratın, metal tüm enerjiyi yeniler. Bu zile sahip değilseniz normal bir zil kullanın. Bitirdikten sonra tamamlayıcı olarak eve güzel ve taze çiçekler alın ve hoş vibrasyonu olan müzikler çalın. Sevgi frekansında kalmaya ve güzel sevgi sözleri kullanmaya dikkat edin. Amerikalı yerliler davul ve çıngırak çalarak adaçayı yakarlarken Çinliler çanlar, ziller çalıp tütsü yakarlar. Avrupalılar kutsal su, mum, tuz, çiçek ve dualar kullanırlar. Orta doğuda buhur, sarı sakızı ve aselbent sakızı popülerdir. Anadolu geleneklerinde sarımsak asılır, adaçayı yakılır, ortam tuzla yıkanır, yeni doğan bebekler tuzlanır. Siz hangi yöntemi beğenirseniz onu uygulayın ama ihmal etmeyin sevgiler İclal.

Estetikli olmak ya da olmamak

Kadınların en büyük derdi olan yaşlılık maalesef biz istemesek de zamanla en önce yüzümüzdeki çizgilerle kendini belli etmeye başlıyor.

Yaşlanmanın ilk belirtileri göz çevresinde ortaya çıkıyor. Yaklaşık otuzlu yılların başında göz çevresindeki sıkılıkta bir azalma hissediyorsunuz. Ne oluyor derken yorgun olduğunuz günlerde göz altlarında hafif şişlikler ve mor daireler fark ediyorsunuz. Kazayağı dediğimiz gülmeye bağlı mimik çizgileri beliriyor. Hepimizde vardır herhalde değil mi? Bu kaz ayakları yüzünden gülmekten çekinen travesti bireyler olduğunu biliyorum. Estetik cerrahlarla tanışmak daha korkutucu tekliflere maruz bırakabilir endişesiyle belki de ilk botoksunuzu bir güzellik merkezinde başka birilerine yaptırıyorsunuz. Ve bir kere yaptırınca sanki yaşlanma ile olan sulhunuz bozuluyor; artık karşı cephelerde onunla sürekli mücadeleye girmek zorunda olan bir estetik neferisiniz. Estetikli olmak o kadar da kötü bir durum değil sonuçta önemli olan kendinizi iyi hissetmeniz bu konuda oldukça deneyimli olan İstanbul ve Ankara travestilerinden konu hakkında görüşlerini aldım. Gerekiyorsa çekinmeden yaptırın diyorlar ki ben de aynı görüşü paylaşıyorum. Mutlu hissetmek bir kadının hakkıdır ve bunun için estetik gerekiyorsa yapılacaktır. Bu tür detaylara dikkat ederek yaşlanmayı ve deformasyonu geciktirmek, gereken yerde de estetik yardım almak size daha mutlu ve özgüvenli bir yaşam sağlayabilir. Estetikte amaç 60 yaşında iken genç kız gibi görünmek (ve giyinmek) olmamalıdır. Doğru yaklaşım farkındalık kazanıp önlemler almak ve zamanı geldikçe, biriktirmeden, gereken işlemleri yaptırmaktır. Nasıl altı ayda bir diş temizliği yaptırıyorsak, senede bir kez yüzümüze cilt soyucu bir bakım yaptırmamız da gerekir. Zira yüzümüz de sürekli yıpratıcı dış etkenlere açık kalmaktadır. Ayrıca yaşlanmayla ortaya çıkan olumsuzlukların birbirini tetikleyebileceği de bilinmelidir. Örneğin üst göz kapağı veya kaş düşüklüğünü düzelttirmemek sürekli kaşlarınızı kaldırmanıza ve alında derin çizgiler oluşmasına yol açabilir. Aşırı büyük memelerin veya sarkan bir karnın omurga dengesini bozması da diğer bir örnektir. Nerenizden rahatsız oluyorsanız düzeltirin ama mutlaka bu konuda uzman ellere bırakın kendinizi sağlık konusu oldukça ciddi bir konudur. Sırf daha ucuz diye ne olduğu belli olmayan kuruluşlara güvenmeyin. Sevgilerimle travesti İclal.

Harnup

Onlarca yıldır hayatımıza giren akciğerlerimizi zehirlediğimiz sigara, içiyoruz ya da içmek istemediğimiz halde bir türlü onda kurtulamıyoruz. Alışmışız bir kere, bırakamıyoruz. Sevdiklerimiz içiyor, yanından kalkamıyoruz. Yolda yürüyoruz, pöööff bir aracın egzozundan bir duman boşalıveriyor. Alışveriş merkezleri ya da işyerlerinde temiz hava bulmak zor, hele camları yoksa. O hava kaç kere solunmuş kimbilir… Sinemalar da öyle. Liste uzadıkça uzar. Oysa bunun geri dönüş yolu var fakat bu ürün neredeyse hayatımızdan çıktı. Pek çoğumuz adını bile duymadık harnubun yani daha yaygın adıyla keçiboynuzu.

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Tabi sigara içenlerin ciğerlerinin temizlenmesi de bu bitkinin yarattığı harika bir sonuçtur. Uzun yıllar sigara kullanmış olan travesti dostlarıma keçiboynuzu tüketmelerini öneriyorum. Üstelik işe yaradığını da gözümle gördüm. Mesela Ankara travestilerinden bir dostum yaklaşık otuz yıl sigara içtikten sonra bıraktı ve akciğerlerini temizlemek için harnup çayı içmeye başladı. Bir süre sonra ciğerlerinde dumandan eser kalmamıştı. Keçiboynuzu çayının tarifini sizler için kendisinden istedim sağ olsun beni kırmadı. Önce 500 ml suyu kaynatın. 7-8 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırın ve kaynamakta olan suya atın. Hafif ateşte 5-6 dakika kadar kapağı kapalı olarak kaynatın. 15 dakika dinlendirin. Daha sonra keçiboynuzlarını sudan çıkarın. (Bu parçaları istenirseniz yiyebilirsiniz). Çayınız hazır. Kortizon tedavisinden başka çare bulamayan, alerjik nefes darlığı çeken ve yılın belli mevsimlerinde öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatan birçok insanın, Keçiboynuzunu kullanmaya başladıktan daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıkları gözlemlenmektedir. Keçiboynuzu çayınızı size uygun olan şekilde 2’ye ya da 3’e bölerek sabah-akşam veya sabah-öğlen-akşam yemeklerinden önce içebilirsiniz. Akciğerleriniz, temizleme ihtiyacı hissettiğinizde veya soğuk algınlığı ya da grip gibi bir nedenle akciğerlerinizde herhangi bir rahatsızlık olan bir dönemde çayınızı en az bir hafta boyunca içmenizde fayda var. Afiyet olsun. Tüm travesti dostlara şifa olsun. Saygılarımla travesti İclal.

Utana sıkıla hayat geçmez

Utangaçlık, etrafınızda insanlar bulunduğu zaman gergin ve beceriksiz hissetmektir. Kim olursak olalım zaman zaman hepimiz utangaçlık duygusunu hissederiz. Aslında düşündüklerinizin tersine her zaman utangaç değilsinizdir. Mesela, en yakın arkadaşınızın yanındayken, çok daha dışa dönük ve kendiniz gibi davranmak konusunda rahatsınızdır. Utangaçlığınız yalnızca belli durumlarda baş gösterir.

Kendinize güvenmediğiniz konularda kendinizi geliştirin. Güvensizlik hissettiğiniz alanları belirledikten sonraki etap bu konuda bazı adımlar atmaktır. Mesela, iş yerinde sunum yapma sırası size geldiğinde utangaç olabilirsiniz. Şayet sorun buysa sunum becerilerinizi geliştirebilirsiniz. İşe, utangaçlığınıza neyin sebep olduğunun farkına varmakla başlayın. Geçmişte utangaç hissetmenize neden olan 5 durumu belirleyin. Mesela, bir yabancıyla yalnız kaldığınızda, bazı belli konular hakkında konuşurken ya da büyük bir kalabalığın içinde olduğunuz sizi utandıran durumlar gibi. Sonra bu durumları analiz edin. Bu durumlarda sizi utandıran şeyler neyle alakalı? Bilmelisiniz ki, utangaçlığın temelinde güvensizlik duygusu yatar. Kendinizi güvende hissetmemenize sebep olan şeyin ne olduğunu bulursanız bu konuda bir şeyler yapabilirsiniz. Kendimden bir örnek vermem gerekirse; gençliğimde topluluk içinde konuşmaktan korkardım. Fakat liseye başladığımda sınıfta yaptığım sunumlar sayesinde topluluğa konuşmak konusunda daha fazla tecrübe kazandım. Daha sonra, gerçek hayata girdiğimde de haftalık olarak kalabalık gruplara konuşma yapmaya devam ettim. Örneğin her ay yapılan travesti bireyler toplantısında rahatça çıkıp fikirlerimi ve eleştirilerimi sıralıyorum. Aslında benden daha iyi konuşma yapabilen Ankara travestilerinden Bade’den çok da söz hakkı bulamıyorum ama sıramı da kimseye kaptırmıyorum. Bugüne kadar yaptığım sunumlar bana konuşma yapmak konusunda kabiliyet kazandırdı ve bu konudaki utangaçlığımı ortadan kaldırdı. Bu hayatta komik duruma düşmekten korktuğu için sus pus oturan travesti arkadaşlara önerim aşın kendinizi bırakın kınayan kınasın. Siz utanılacak bir şey yapmadığınızı biliyorsunuz ve gerisi sadece hikaye. Utana sıkıla bu hayat geçmez. Evde ayna karşısında konuşmalar yapın kendinize güvenin ve ne olursa olsun gülünç duruma düşme korkusunu aklınıza getirmeyin.

Bunu düzenli olarak yaptığınızda çok kısa bir sürede özgüven sorununuz kalmayacak. Ben tüm travesti arkadaşlara güveniyorum hepinizi bu konuda destekliyorum. Sakın yılmayın, pes etmeyin. Sevgilerimle travesti İclal.

Bİraz da felsefe yapalım

Herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. Peki ondan güzel sözler okumaya devam etmek istemisiniz? Ben bugün yazılarımda biraz da felsefe yapmak istedim ve onun güzel sözlerinden sizlere birkaç örnek sunmak istiyorum.

Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır. Bu söz çok hoşuma gider tıpkı emeksiz aş olmaz atasözümüze benziyor kısaca gerçekten çalışmadan elde edilen şeylerin insanı onu yükseklere ulaştıramayacağından bahsediyor.

İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır. Sizin de etrafınızda pek çok boş konuşan boş atıp dolu tutan insanlar vardır. Tabi benim de haddinden fazla bu tip tanıdıklarım var hatta Ankara travestilerinden Bade bu insanlara boşa kürek salyanlar diyor. Gerçekte söylediğiniz bir sözün arkasında duramayacaksınız ya da yapacağınız şeyler söyleyeceksiniz önce düşünmeniz tartmanız ve ondan sonra söylemeniz gerekir. Ama maalesef konuşmayı marifet sayanlar sadece konuşur ve sonrasını hiç hesap etmezler.

Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir. Oysa ne yapıyor günümüzde insanlar sanki her şeyi onlar biliyormuşcasına bilgiçlik taslayıp sizi küçük düşürmeye madara etmeye çalışıyorlar. Bu insanların derdini hiç anlayamadım sanki bildiğini göstermek bu kadar önemli mi? Bir şeyi de bilme kardeşim atlama öyle her konuya biraz da susmayı ve bunu bilmiyorum demeyi öğren.

Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir. Geçen gün bir kısa film izledim. Yanımda Adana travestilerinden Aşkın vardı, bir gazeteci kadın savaş muhabiri sanırım küçük bir kızın ölüm anını kameraya kaydediyor fakat onu kurtarmak için hiçbir şey yapmıyordu oysa daha en başta o küçük kızı kurtarmak için bir şansı vardı fakat cesareti yoktu. Gazeteci kadın çektiği bu ölüm sahnesiyle ödül alırken vicdanı sürekli olarak kanıyordu. Keşke biraz cesareti olsaydı ve o küçük kızı kurtarabilseydi. Cesaret dünyada en zor bulunan bir özelliktir bazıları bu özelliğe hiç sahip olamıyor olanlar ise dünyanı kurtarmanın bir yolunu arıyor. Cesaretinizi kaybetmeyin. Bir gün bir yerde mutlaka işe yarayacaktır. Hoşcakalın.

Kendinizi sevin

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimizi nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.

Önce şu kendimizi her daim eleştirme huyumuzdan vazgeçiyoruz. Yaptığınız her güzel davranış için utanmayın aferin banan deyin korkmayın ya bencil falan değilsiniz sadece artık kendinizi sevmeyi öğreniyorsunuz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.

Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz. Ben travesti İclal olarak yaptığım hataları kabul ediyorum ama en azından hepsinin üstesinden başarıyla kalktığımı zor dönemleri tıpkı siz Ankara, İstanbul, İzmir travestileri gibi artık kendimle barışıp kendimi takdir etmeye başladığımı söyleyebilirim. Devir yerin dibine girme değil çıkma zamanıdır. Kaldırın başınızı ve ben de varım diyin. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey diyorlar inanmayın gerçek yaşam kendinizi sevmenizle başlayacak. Sevgiyle kalın.

Cennet de cehennem de senin içinde

Bin bir umutla bir ilişkiye başlarsınız. Tam mutluluğu yakaladım derken aslında her şeyin şimdi başladığını anlarsınız. “Beraber yaşamak bu muydu?” diye sorarsınız. Artık biri cehenneme biri cennete çıkan iki yol vardır önünüzde. Şu an bir psikologun yılların kendisine kazandırdığı tecrübeye dayanarak yazdığı bir kitabını okumaktayım. Kitap okumak değil de benim ki daha çok tüketmek arasında bir şey çünkü yeni bir kitabı elime almamla bitirip rafa kaldırmam sadece birkaç günümü alıyor.

Oysa başka insanlar gibi sindirerek, satır satır ezberleyerek okumak isterdim. Ben de olmuyor maalesef bu aşırı merak yüzünden kitapları adeta içiyorum. İçtikçe daha çok susayıp koşarak bir yenisini alıyorum. Son okuduğum kitabı anlatmak isterim. O kadar çok beğendim ki bitirdiğimde yeni kitap almak yerine, aynı kitabı tekrara okumaya başladım. Yalnızlıklar ve umutların kesiştiği bir durumu anlatıyor. Ben de travesti İclal olarak bazen kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissederim. Beni umutlandıran tek şey ise Ankara travestilerinden Aysıma’nın umudunu kaybetme sözü olur. Bu kadar duygusal bir insanın hala nasıl hayatta kaldığına inanamayan gözlerle bakar bana ve umut fakirin ekmeği lafını da yapıştırıverir. Ah şimdi beni bu gecenin kör saatinde bu kadar duygusal bir kitapla baş başa görseydi eminim elimden aldığı gibi çöp kutusuna atardı.

Kitap okumak bana yaramıyormuş ona göre ben kitap okurken dünya ile bağlarımı kesiyormuşum ve başka dünyalara yolculuğa çıkıyormuşum. Galiba haklı bakınsanıza halime nasıl da kitabın ana kahramanı gibi kendimi cennet ile cehennem arasında araf da sıkışmış hissetmeye başladım.

Şimdi kitap elimde sayfalarını yeniden karıştırıyorum, buraya neleri alıntılayabilirim diye… Ama bütün olarak öyle akıcı gidiyor ki. Size aktarmak istediklerimin tamamını buraya sığdırabilmem mümkün görünmüyor. Tam anlamıyla bir başucu kitabı sayılabilir. Mesela “Evde Oturamamak” isimli bir bölüm var sanki bana hitaben yazılmış.

Yine beni çok etkileyen bir bölüm “Yarım Kalan İşler Koleksiyonu”; bu bölüm sayesinde bir takım yarım kalan işlerimi tamamladım. Ne yapalım kitap söyler ben uygularım. Kitabın etkisinden kurtulduğumda yeni yazılarla buluşmak dileğiyle; hoşcakalın.

Kocayi bulduk derken

Yana döne ararken dogru dürüst bir sevgiliyi bir anda kendimizi onun annesi ile bas basa oturup dedikodu yaparken buluruz.  Maalesef bu kocalarin annesi azicik az gezeni, her seye karismayani yok gibi bir sey. Bir kilo fazlaniz olsa bu erkek anneleri anlayip yüzünüze çarpiverirler. Canim sen biraz kilo mu aldin? Üstelik bu cümleyi özellikle ogullarinin yaninda kurarlar ki, adamin dikkati senin kilolarina kaysin, azicik senden sogusun diye. Hep böyle bir ketenpeleyle koca ararken, kayinvalideye toslamak biz kadinlarin kaderinde var.

Kaderimin yazildigi gün diye bir dizi var ya hani ben o diziye kayinvalidemle tanistigim gün basladim. Bizimki gibi ataerkil kültürlerde oglan çocuk kiymetlidir. Dolayisiyla kadin, oglan çocuk dogurdugunda gelin ve es olarak oglu üzerinden arti bir deger kazaniyor. Anne, oglunun dogumuyla yasamina kattigi bu degeri, oglunun yasamina ekleyerek sahiplenmeye devam etmek istiyor. Bu erkek anneleri kendilerini niye bulunmaz hint kumasi saniyorlar acaba, oysa kiz çocugu sahibi olmak bu dünyada yerini garantilemek kadar güzel bir duygu iken, sen kalk erkek dogurdum diye böbürlen olacak is degil. Yahu sen de kadinsin, kadin kadinin dilinden anlamazsa kim anlayacak. Zamaninda kendilerinin kayinvalideden çektiklerini unuttular, gelinlerine kan kusturuyorlar. Kendi irkina sahip çikmayan tek yaratik biz insanlariz. Simdi Ankara travestilerinden Ece’nin tam kocayi buldum derken kayinvalidesinin yakin markajiyla iskenceye dönen hayatina bakiyorum da içim açiyor. Yok kardesim alin oglunuzu basiniza çalin ben istemiyorum.

Annesi ile sevdigi kadin arasinda kalan erkeklerin durumu daha beter. Hangi yöne dogru gitseler sonuç hep hüsranla bitiyor. Hangisi daha güzel yemek yapiyor diye sorsaniz adamin verecek cevabi yok. O da ne yapsin kendini aksam yatakta somurtan bir kadin ile annesinin dirdiri arasinda buluyor. Iki uçu b.klu degnek diyorlar ya tam da ondan durumlari.

Televizyonlarda bir süredir devam eden bir dizi var belki görmüssünüzdür adi kocamin ailesi, bu dizide ataerkil bir aile ile özgür bir gelinin yasadiklari çok güzel anlatiliyor. Üstelik dizide bir kayinvalide yerine bir de babaanne olan ikinci kayinvalide figürü var ki, durum evlere senlik. Birini memnun etsen öbürü begenmiyor her ikisini memnun etmek için agzinla kus tutmaya kalksan kus tepene ediyor. Birakin daginik kalsin. Siz en iyisi kocayi buldum demeden bir aileye göz atin. Sonra aglayan taraf olmayin. Sevgilerimle.